Engin Turgut-

PİCASSO!

READ ALSO

“SÖYLENMEYEN” VE ESER CERAN ERDİ

Kendi deltasında huzurla, sakinlikle kendi sesiyle yazıyor olmak, kimseye bulaşmadan sadece kendi diliyle, kendi gurbetiyle, üreterek, ürpererek, sahici birisi kalmak enfes bir güzelliktir. Samimiyetin masumiyetiyle yazıyor. Şiir dilinin ışığı kaybolmamış. Işığın sesi hayatın tüm sokaklarında dolaşıyordu. Kuytudan yazıyor ve o kuş kalbinden sızan gökyüzü hep mavi. Hep kalbinde biriktirmiş dizelerini. Çünkü kalbiyle yazıyordu. Güz üşümesinin tenha diliyle sessizliğin şarkıları geçiyor ruhundan. Sarışın bir güneş incinirdi kendi aydınlığından, insan kalbinin içindedir derdi ya Turgut Uyar, işte öyle yazıyordu. Güneşli ve derin susarak büyülü geceler için, mırıldanarak yaşıyor ve yazıyordu. Lirik bir sesle sesleniyordu kendi bahçesinden. Haiku kuşları dallarda ne kadar da hisli.

Sevincin sustuğu günde
Kaç bakış öldü

Yaz mavisinden kopmuş bir nefesin dumanından sadeliğin şiiri tütüyor. Bazen yüzü ve saç dipleri acısa da asla umutsuzluğun ipine tutunmuyor, şiirlerini okudukça ılık ışık, aydın açık oluyor gönlümüz. Kırların esenliğini duydum okurken. Hayal denizinden beyaz yelkenliler geçiyordu. Kuzey yüzlü bir kadın kelimeler topluyordu sahilden, bakın bunu da duydum. Hüznün gri gölgesine umudun düşleri ve ışığı düşüyordu, gördüm! Eve dönüşler gibi ferah, yağmurlu bir bahçe sonrası sesiyle, gördüğü rüyalarının yakasına bulut melekleri takarak yazıyordu. Eskimiyor, eksilmiyor, kendisini çoğaltarak yazıyordu. Denizde bir ceylan kokusu su balesi yapıyor, kalbimizi ele geçiriyordu kıskıvrak. Şiiri olmayanın aynası sizi size göstermiyordu, sisli.
Senden öncesi sonrası yok
Yokluğumdan anla

Kar yağışı gibi, “söylenmeyen”, görünmeyen, duyulmayan beyaz bir sesle, derinliğin senfonisiyle ruhumuzda biriken külleri silerek okuru melekler katına çıkarıyor. Eser Ceran Erdi’nin “Söylenmeyen” adlı kitabını okuyorum. Söyleyemediklerimiz ne kadar da masum bakarlar söylediklerimizden! “Söylenmeyen” ne kadar çok şey var. Mesela ben bir kiraz ağacı olsaydım, arkadaşlığın küpesini takardım kulağıma. Bulutların ormanına uçarak heves kuşunun gönlüne yazılanı da okuyabilmek bir avlu sesi esenliğidir. Bu kitabın sesinden akıyor nehir festivali. Hayat hep soru işareti kıvamında, virgül dökülüyor her yanımızdan. Yazdığı her kelime okul görmüş, görmese de eğitimli.

Sahici olmayan her şey
Benden ne kadar da uzak

İnsan yavrusu yaşlansa da şiir hep genç bir acele tenhası, sahici olan çocukluğun kumsalına inmenin, denizin güneşine açılmanın sevinci değil de nedir bu kitabın içinden geçen müzik sevinci? Fakat size bir sır verebilir miyim sanat adına? Bu kitabın kırılgan noktaları var. Bazen iç içe geçen makamlar var. Bu büyük coğrafyada enfes ve nefis kelimeler vardır. Siz hiç haziran mevsimi için yaz mehtabını kıskıvrak yakaladınız mı hiç? Bir dil yetimi, öksüzü kalmayınız, sadece sade bir törenle yazılmış bu kısa ama uzun derinliği olan kitabı okuyunuz. Okurken sanki bir tren istasyonunda veda sesi olmuşsunuzdur. Bir bakmışsınız, üzgün bir peron sesi aniden bir vapurun güvertesinde ezber bozan dizelerin dizine uzanasınız gelir. Şiir bir iç kanama der ya usta bir şairimiz, işte ondan! İnsanın kalbinden başka mülkü yoktur. Dedim ya; şiir cesareti.

Derin ve siyah yeryüzündeyiz
Çiçekler dargın

Sanki ova bahçeyle konuşmaz, susar, söylenmeyen bir haldir ya hayatımız, şiirler de öyledir işte, tenha, sessiz, görünmeyen, güz olanın sonsuz lal sesiyle yazmanın derdiyle solmayan bir nefesin hayat katına çıkmak, sanki yok oluş halinden şiirin ses haline taşınmak, taşmak derdi olsa gerektir. Önce insan olmayı lirik duyuruyor bu sesin ‘söylemediği’ neyse o! Bakın bir yerde ne diyor, ilham perisi fısılda diye sesleniyor. Acı ve sevinç arasında kıstırılmış bir ses bu, bulutsu, bahçe diliyle yazılmış, beyaz papatya özlemiyle yazıyor. Dünya çocuklarına cumbalı evler ve ağaç dallarından yemişler sarkan toplumsal yanını şiirde gizleyerek, bazen İlhan Berk gibi, anlamı şiirden kovarak yazma çabasını, belki de bilmeden yazıyor. Kalbiyle yazıyor tutku sesli.

İncinirsem inmem
Dağın öte yakasından

Uzun bir caz sesiyle anlatmak isterdim kitabın derdini. Estetik kültür ve görgünün yeteneği içinde, ‘şair olmak değil derdim’ derdiyle yazıyor. Şiirle arkadaş olmanın sevinciyle gün güneş görmenin güvercinlerine bakarak değil, onlara dokunarak yazıyor. Nazlı heves, yarı mest bir bakışla, şiir görgüsüyle yazıyor. Şiirde derinlik çabası saklı bir kuytu gibi dursun. Derdini iyi biliyor ve bunu ısrarla şiirin sesiyle ama kendinden emin kelimelerle vasat olanın, iktidar olan sesin de üzerine çıkarak, taşarak, birey olanın izini sürerek, varoluş imgesini kimseye kaptırtmadan birey olmanın tadını çıkararak yazıyor. Politik ve poetik bir kitap değil bu! Üşüyen bir kitap bu, Eser Ceran Erdi, şiirin atını insanlığın kalbine doğru sürüyor besbelli ve iyi ki…

Ay ışığı içinden boynunu
Sarkıttı güneş
Bir sen kaldın orada bir ben

Engin Turgut

İlgili Mesaj

Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

18 − sixteen =

POPÜLER HABERLER

EDİTÖRÜN SEÇİMİ

Tekrar Hoş Geldiniz!

Hesabınıza giriş yapın

Yeni Hesap Oluştur!

Dolgu formları kaydetmek için feryat

Şifre almak

Lütfen şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.