TEMUÇİN ÖZYÜREKLİ

AHMET GÜNBAŞ

READ ALSO

TİMUÇİN ÖZYÜREKLİ’Yİ ANIMSAMAK!.. / Ahmet Günbaş

Dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık, dahası ‘güzel insanlık’ denince akla gelen nitelikli kişiler vardır. O güzel insanlık da ‘büyük insanlık’tan kalmadır. Hiçbir şey eskitemez onların varlığını. Bunu bir ‘derinlik yoklaması’ gibi ele aldığınızda o insanlar çok şey ifade eder bizim için. Salt bizim için mi? Kesinlikle hayır! Adını ‘Güzel İnsanlar Ansiklopedisi’ne yazdıracak denli kayda değer görkemli bir uğultuyla geçerler bu dünyadan.

Sözü uzatmayalım; neredeyse 50 yıllık bir dostluk geçmişimiz olan Timuçin Özyürekli de bunlardan biridir. Nerede olursa olsun duyumsarım göz alıcı ışığını. Beyniyle kalbi arasında gidip gelen ışıltılı sözcükler, hatırı sayılır bir belleğin ürünüdür. Onu cendereye alan nice hastalıklardan ve tuzaklardan gözünü açtığında ilk fırsatta kaldığı noktada sorgulamaya başlar yaşamı. Yaşanmışlığını enine boyuna gözden geçirir. Ütopyasına adanmışlık derecesinde bağlıdır. Olanca gücüyle dik durmaya, inadına birkaç adım atmaya çalışır.

Özellikle 70’li yılların başında Kasaba’da (Turgutlu) dört sayı yayımlanabilen Çıkış dergisiyle tanınır sevgili Timuçin. Turgutlu Lisesi edebiyat öğretmeni Fikri Çalışkan ile yetenekli öğrencilerinin kadrosunu oluşturduğu derginin sahibi ve yazı işleri sorumlusudur. Yani onunla birlikte Erol Çankaya, Arif Arıkan (Necdet Aracı’nın takma adı), Veysel Çolak ve Hasan Özkılıç gibi devrim rüzgârına tutulmuş gençler vardır bünyesinde. Bir çoğu Attilâ İlhan’ın Demokrat İzmir gazetesinde yönettiği “Edebiyat ve Sanat” sayfasında başlamışlardır kalem alıştırmalarına.

Attilâ İlhan gazeteden ayrıldıktan sonra söz konusu sayfa gün geçtikçe küçülür ve sonunda kaldırılır. Ne var ki o sayfanın sıcaklığıyla edebiyat aşkını birleştirenler ilkin Çıkışı’ı, sonrasında da İzmir’de Dönemeç’i çıkarmaya başlarlar. Bendeniz de Dönemeç’in ilk sahip ve sorumlusu olmakla övünürüm. Kurucu arkadaşlarım Ali Rıza Ertan, Hüseyin Yurttaş ve M. Kadri Sümer’le birlikte bize omuz veren herkesi sevgiyle anarım. Dile kolay, hemen hepimiz coşkunun tavan yaptığı 20’li yaşlarla gelmiştik bir araya. Belki bu yüzden Dönemeç hakkında yazdığım bir yazının başlığı “Ne Güzel Çıraklardık Biz!” başlığını taşır!

Öyleydik gerçekten! Kocaman bir kalp gibiydik! Bizi herhangi birimizden sorabilirdiniz rahatlıkla.

Özetle sevgili Timuçin bu işin mimarlarındandı. Önce insan temeline bakardı ilişkilerin. Kolektif bir ruh içinde denenmiş sınanmış dostlukları özenle ayırırdı diğerlerinden.

Hiç unutmam; Çıkış’ın ilk sayısını büyük bir coşkuyla getirmişti sevgili kardeşim çalıştığım sendikaya. Her sayıdan 20 adet bırakılan Çıkış’ın, bir sonraki sayıda parasını takdim ederdim kendisine.

Uzun süredir rahatsız canım kardeşim. Şekerdir, by-pass’tır derken diyaliz makinesinde sürdürüyor sağaltımını. Bugün sevindirici bir haber aldım yakın arkadaşı Veysel Kuşoğlu’ndan. Sanırım yanlış bir tanının farkına varılarak yeni bir sürece girilmiş. Umuyor ve bekliyorum. Masmavi gülümseyen gözleri ve çınlayan sesiyle aramıza katılsın en kısa zamanda.

Böyle anlarda ne mi yapılır? Elbette özlenen kişinin izleri gözden geçirilir!

Ben de size, Timuçin’den birkaç dize sunarak kulaklarını çınlatayım istedim. Bizi duyduğundan eminim çünkü.
Sevgilerimiz, sağlık dileklerimiz onunla olsun!

BENİ ANLAYABİLİYOR MUSUN,
GÖZLERİMİN ÜRETKEN ÇELİK MAVİSİNİ?

adımla çağırma beni
yeryüzünün sonsuz yalnızlığı gizlenmiştir ismime
yüreğim acılarla kırgın, damarlarımda kanım alesta…

adımla çağırma beni
gecenin yapışkan siyahlığı
sınamakta gizlice kelimelerin anlamını
uğursuz baykuşların kanat seslerine kulak ver
kadife karanlığın demir gücünü duy yeniden…

adımla çağırma beni
bak nesneler belirsiz düşünceler bulanık
kentler sisler içinde
gizlice kitaplardan cehennem kırmızısını
bir ejderhanın her şeyi yakan dili
uzanıyor çaresiz çoğalan yalnızlıklara…

adımla çağırma beni
kafesinde ortalığa hayatı yeniden yaratan
geceyi parçalayıp tutuşturan kıvılcımlar…

(Şafağın Buğusu, 1982)

KALBİMDEDİR

ansızın bir acıyı kucaklayarak geçti mayıs
dostların türküleşmiş gözleriyle
yaşandı sınanmış mutluluklar
öfkeler ve yanılgılar
yakalarında güller kan kırmızı sulara batmış
geceler partizan
köhne ruhumuzla balyozlarla vuran
hiç ummadığın bir arkadaşın karanlıkta
duvarları afişlerken gülen yüzü
şimdi sımsıcak tutuyordur seni

şimdi sımsıcak tutuyordur seni
ellerin daha hızlıdır makine başında
inancın daha gümbürtülü
yalansız suretin gerçek bir posterdir
ağır çekimli sağlıklı ilerleyişlerin
dur biraz soluklan, yeniden sına kendini
gücüne güç kat, öfkeni bir solukta tüketme
bak borsalar dalgalanıyor, bankalar paylaşılmakta
ve senin yerin
keskin bir çizginin kan perdesini aralamakta

keskin bir çizginin kan perdesini aralamakta
akarak zamanı
beni kudurtmakta puslu gözlerimden çözülen nefret
çünkü kalbimdedir sımsıcak ölmeyi bilenler
ansızın bir acıyı kucaklayarak geçti mayıs…

haziran-1977

(Ufkumuz Sonsuz, 1996)

İŞLEMELİ BAKIR SAHAN

bir antikacı dükkânının vitrininde
halıların, şamdanların, kandillerin yanında
duruyor öylece: sesiz ve vakur…
Bey Sofrası’nda tandırlara yataklık etmiş
tereyağlı iç pilavlarla, külbastıları taşımış
kaç asır mı? işte onu bilemem, işlemeleri:
bıçak yarası taşıyan korkutan bir yüz…
Ağa’nın öfkesi fırlatılan narin kapakta saklı
kimbilir kaç kadının, çaresiz genç kumanın
badem gözlerinden süzülen yaşlarla yıkanmış
işlemeli bakır bir sahan…

bir antikacı dükkânının vitrininde
kehribar tespihlerin, gümüş köstekli saatlerin
altın cigara sarma tabakalarının yanında
duruyor öylece: masum ve tahrikkâr…
ah nasıl bir zamandır bu böyle?
kim eskitti seni, kim buralara düşürdü?
kim kullandı, kimler sırtından para kazanıyor?
hangi şölen sofralarından geliyorsun söyle bana?
tarihsel yolculuğun sürecek ahşap bir gümüşlükte
yapma kır çiçekleriyle doldurulmuş olarak:
küskün, kırgın duracaksın eski günleri unutarak

bana bir kalaycı bulun, kalaylayıp arındırsın
bu geçmişi karanlık işlemeli bakır sahanı…

(Fırtına Kuşları, 2002)

….
soruyorum bileklerim al kanlar içinde
seni kim benim kadar sevebilir?
….

(Gözlerin Uçurum, 2013, ‘Seni Kim Benim Kadar Sevebilir?’ şiirinden)

….
mezarım olmasın Kasaba’da istemem
serin sularıyla yuğun beni yeter
geçerken Irlamaz Köprüsü’nden gece
bakma sakın sensiz kirlenen kentime

biten bir aşkın asla unutulmaz acısı

(Gözlerin Uçurum, 2013, ‘Belki Bir Gün… Kim Bilir?’ adlı şiirden)

…..
çok çiçekler yetiştirdim sayısını bilemem
dalları ellerimde kırıldı oturup ağladım

(Hayatın İçinden, 2013, ‘Bir Çiçek Yetiştiricisinin Türküsü’ adlı şiirden)

//::Ahmet Günbaş sayfası, 20 Temmuz 2020

İlgili Mesaj

Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 19 =

POPÜLER HABERLER

EDİTÖRÜN SEÇİMİ

Tekrar Hoş Geldiniz!

Hesabınıza giriş yapın

Yeni Hesap Oluştur!

Dolgu formları kaydetmek için feryat

Şifre almak

Lütfen şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.