USTA SANATÇI JALE BİRSEL GENÇLERLE

DENİZ ÜSTÜNGEL SÜER

READ ALSO

USTA SANATÇI JALE BİRSEL GENÇLERLE

DEĞERLİ OYUNCU JALE BİRSEL GENÇ TİYATROSEVERLERLE BAŞBAŞA

19.Agustos.2019

Deniz Üstüngel Süer

Doksanikinci yaş pastasının mumlarını üflemiş, önündeki yıllar için planlar yapan usta oyuncu Jale Birsel ile birlikteyiz. Ege Üniversitesi Hastanesi’ndeki göz doktorundan çıkmış kafede oturuyoruz. Ben, “Ayşe Kulin’in ilk seramik sanatçımız Füreya’yı anlattığı kitabını okuyorum…” diyorum sohbetimiz sırasında… “Füreya ile tanıştım, sohbetlerimiz oldu…” diyor Jale Hanım.

Estetik zevki ve mutfaktaki becerikliliği ile Atatürk’ün önemli davetlerinde sofra düzenini de sağlayan Füreya, Atatürk’ün yaveri Kılıç Ali Paşanın da eşidir. 1910 doğumludur. “Füreya ile tanıştınız mı..” diye soruyorum Jale Hanım’a şaşkınlıkla…

Jale Birsel beş yıllık dostluğumuzda arkadaşları Leyla Erbil, Adalet Ağaoğlu, Ülker Köksal, Pınar Kür, Sevgi Sanlı, Yıldız Kenter’den, Ara Güler’den, hocaları Muhsin Ertuğrul, Carl Ebert’ten nasıl doğallıkla söz ettiyse şu anda da Füreya’dan aynı doğallıkla söz ediyordu.

Jale Hanım’la ilk tanıştığımda bu isimleri duyunca bayılıp ayılasım gelirdi, son zamanlarda alıştığımı düşünüyordum, yine Füreya ile şaşırttı beni.. Bazen birlikteyken öyle oluyor ki, zaman kavramını yitirip “Homeros” ya da “Aristotales” nasıl insanlardı anlatır mısın, diyeceği geliyor insanın… Homeros çayını açık içer, Aristotales ise kahveye bayılırdı mı…

Kulak ve gözlerini sonuna kadar açmış Jale Birsel’in deneyimlerini, anılarını, önerilerini dinliyordu tiyatro sever genç arkadaşlar. İş çıkışlarında bir araya gelip yeni oyunları için hazırlanan, fikir alışverişinde bulunan, meraklı, saygılı, çalışkan gençler…

Benim de iki kez konuk olduğum, tiyatro metinleri üzerine sorularını yanıtlamaya çalıştığım grup bu kez Jale Birsel’i dinliyordu. Ankara’da uzun yıllar yaşamış olan Jale Hanım, 1940 ‘lı yıllarda, ailesi için ayrılan davetiyeyi almak üzere halkevine gitmesi ve burada bir tiyatro provasını izlemesi ile kendi ilgi alanını keşfeder.

Türkiye’nin her yerinde, bir kültür merkezi olarak her meslekten insanı bünyesinde toplayan, müzikten, tiyatroya, resimden kütüphaneye pek çok kültür etkinliği ile kalkınmaya destek veren “halkevlerini” saygı ile anıyorum.

Carl Ebert, konservatuarın tiyatro ve opera bölümünü kurduğunda, öğrencileri arasında tiyatrocu olmak üzere gelenler olduğu gibi, konservatuarın diğer bölümlerinden de bu bölüme geçenler de olmuştur. Jale Birsel, herkesin hedefini tiyatro olarak belirlediği dönem bizim girdiğimiz yıldı diye anlatmaktadır. Yıl 1944-1945…

1944-45… Atatürk aydınlığı çevresini pırıl pırıl parlatmaktadır. Çalışkanlık, bilim, sanat, akıl; halk evleri, henüz kapatılma zulmüne uğramamış Köy Enstitüleri… Ama bu arada, ileri bir uygarlığa ve ekonomik kalkınmaya koşan Türkiye’nin hızını kesmek isteyenler hazırlıktadır.

Beş yıllık bir abla kardeş birlikteliğimiz olan Jale Hanımı bir yazıya sığdırmak gibi bir yanılgı içine girmeyeceğim. Ben bugün karşımızda dikkatle bizi izleyen tiyatro severlerle gerçekleştirdiğimiz söyleşiden bazı bölümler aktaracağım. Bu değerli sanatçımız için aklın, dikkatin, empatinin, çalışkanlığın, kibarlık ve zarafetin vücut bulmuş halidir diyerek başlayalım.

Eski Ankara’yı anlatıyor ve biz, özellikle Ankara’yı bilenler kaşlarımızı kaldırmış şaşkınlıkla dinliyoruz. Ev yok, kiralık ev bulamıyoruz, asfalt yok, su yok, diyor. Biz de bugünkü Ankara’yı düşünerek nerden nereye diyoruz. Cumhuriyet’in kurulduğunda halkın yüzde sekseninin köylerde yaşadığı düşünülürse çok da yadırganacak bir durum olmamalı aslında…

Yaşamının önemli bir bölümünü Ankara’da geçirdiğini söyleyen sanatçı seksen oyunda oynadığını söyleyerek, konuşması sırasında çeşitli vesilelerle Lysistrata, Amerikan Rüyası, Öteye Doğru, Kibarlık Budalası, Sacide oyunlarının isimlerini andıkça, bizi tiyatronun sıcak ve derin dünyası sarıyordu… Konu, karakterler, olay örgüsü, tema, dil, tavır çağrışımları içinde heyecanla dinliyorduk.

Eşi değerli yazar Salah Birsel ile tanışmalarını hoş bir uslupta anlatıp bize eğlenceli dakikalar yaşattıktan sonra, son zamanların yükselen değeri “moderatörlük” (yönlendiricilik) görevine hazırdım… Anılardan çok oyunculuk bilgileri üzerine konuşmayı kararlaştırdığımız bu söyleşide bu kararı hemen bozmak eğilimdeyim. Çünkü burada paylaşmadan geçemeyeceğim bir anısı var sanatçının… Sacide oyununda Sacide, evlilik hayali kuran ve gazete ilanı ile evlenen 40 yaşında bir terzidir. Ancak evliliği istediği gibi gitmez. Yaşanan olumsuzluklar sırasında eve gelen kocası kapıyı çaldığında, anlatmak istediğim bu anı yaşanır. Kocası kapıyı çalar…Seyirci bağırır: AÇMA!

Soru-cevap olarak ilerleyecek söyleşimizde amacımız, tiyatro sever arkadaşlarımıza oyunculuk dalında bilgilerini arttırmak adına yardımcı olmaktır. Söyleşi sırasında onlar da kendi sorularını akıllarında hazırlıyorlardı.

Büyük rol küçük rol diye ayırmadım, dedi sanatçımız… Bu sözlerin, tiyatroyu gerçek bir sevgi ile seven, tiyatro çatısı altında bulunmaktan ve bir bütünün, bir başka deyişle oynadıkları oyun bütününün parçası olmaktan zevk alan, sorumluluğunun bilinci içindeki bir kişinin ağzından döküldüğünü hepimiz görüyor, hissediyorduk. Şu söz ise beni çok etkiledi: “Büyük rolde bir ata binersiniz, yürür gidersiniz. Küçük rolde atı siz sırtınıza alırsınız.” Daha ne söylesin değerli sanatçımız… Önce sırtımıza aldığımız attan söz edelim…Sahnede bulunacağınız bu kısa zamanda bir tipi de canlandırsanız bir karakteri de “kendi öyküsünün kahramanı” olan birini sahneye taşımak durumundasınız. Ağır bir at olmalı…

Oyun metni elinize geldi… Nasıl bir hazırlık yaparsınız?, diye sordum. Bugün oyuncular ile empati yapma günüm. Doğru ve gerekli soruları sorup yanlışlık yapmama gayretindeyim. Jale Birsel şöyle cevap verdi: oyun kişisinin nasıl bir evde büyüdüğünü, eğitim durumunu, sesinin nasıl olduğunu düşünürüm diye devam ederken aklıma kendi verdiğim yazarlık dersleri geldi. Bir kişilik oluştururken bu kişiliğin, fizyolojik-biyolojik, psikolojik ve toplumsal özelliklerinin aklımızda şekillenmesi gerektiğini söylediğim dersler. Tabii bu özelliklerin bir hayli alt maddeleri de vardır. Demek ki yazar, oyuncu, yönetmen, dramaturg , kostüm-dekor sanatçıları aynı oyun kişileri üzerinde ince ince düşünüp duruyoruz. İyi düşünmeler… Ne kadar düşünce o kadar iyi oyun…

Jale Birsel 90.yaşını sürerken “Tombala” adlı oyun ile Sayın Alp Öyken’le birlikte İzmir Karşıyaka’da seyircilerin karşısına çıkmışlardı. 90 yaşında bir oyuncuyu sahnede izleyen tiyatro emekçisi arkadaşların ne kadar duygulu anlar yaşadıkları kolayca tahmin edilebilir. Bu oyunda kostüm, dekor, sufle gibi diğer bütün işleri yüklenerek tiyatronun ne demek olduğunu iyice idrak ettiğimi çok iyi biliyorum. O zaman sürecinde yorulduğumuz, gerildiğimiz, güldüğümüz bu çalışma, ne güzel ve ne önemli bir işmiş. İçindeyken anlamıyoruz.

Gerek anlattıklarından gerek ise Tombala oyunu sırasında dikkatle izlediğim oyunculuğundan anlayabildiğim, oynadığı rolün gerektirdiklerine odaklanması, gerektirdiğinden fazlasını ya da azını yapmaktan uzak durması… Tabii ki tiyatro sanatının bir gerçeği vardır. Oyuncuların oynarken tiyatro salonunda en arkada oturan izleyicinin de hareketleri ve sözleri rahatça izleyebilmesi ve duyabilmesi gerekir. Oyuncu bu gerçek çerçevesinde oyunculuğunu ölçülendirir… Burada söz etmek istenilen , “rolünün gereğini yapmak” ise bundan farklı bir konu… Hem role, hem kendine, hem izleyicilere, hem oyun arkadaşlarına saygısı dolayısı ile oynadığı karakterin özelliklerinin ayrıntılarını kavramak… Ve bunu ne azı ne fazlası ile kıvamında ve doğallığında sahneye yansıtmak.

Söyleşiyi izleyenlerden soru aldık: Sorulardan biri, en yetenekli bulduğunuz oyuncular kimlerdi? Jale Birsel’in ilk aklına gelen hepimizin oyunculuğunu takdir ettiği Münir Özkul oldu. Tabii burada ilginç olan Münir Özkul’u bir tiyatro sanatçısı olarak söylemesi oldu. Bu da tiyatro sanatçısı olan Münir Özkul’un televizyon aracılığı ile geniş kitlelere ulaştığı gerçeğini düşündürdü bize…Sonuç Münir Özkul sinemada ve televizyonda önemli karakterler yaratmış bir tiyatro oyuncusudur. Bize yaşattığı duygu ve düşünceli anlar için kendisini saygı ile anıyoruz.

1945 yılında konservatuara girmiş bir kişi olarak ailenizin mesleğinize yaklaşımı neydi diye sordu bir izleyici…Jale Birsel babasının ve babaannesinin tiyatroya sevgisinden söz etti… Anlaşılacağı üzere konu bu durumda 1900 ‘lere kadar uzanmakta… O dönemin tiyatrolarını araştırıp ailenin neler izlemiş olabileceklerini öğrenmeli diye düşünüyorum.

Babasının desteğini alan Jale Birsel yoluna devam eder. Yakın çevre bu kararı pek onaylamasa da babası onaylamış ve eğitim dönemi sonrası kızının oyunlarını izlemek için elinde çiçeği ile seyirciler arasındaki koltukta yerini almıştır. Ancak o yıllarda ve izleyen zamanlarda oyuncuların ailelerinden böyle destek aldıklarını düşünmek çok iyi niyetli bir yaklaşım olur.

Jale Birsel konservatuarda öğretmenlerinden söz ederken, bir öğretmeninin öğrencilerden birini dışarı çıkararak “Arkadaşınızın kravatı ne renkti…” diye sorması da akılda kalıcı bir örnekti. Gözlemin, dikkatin, çevremizdekilerin farkında olabilmenin önemini hatırlattı.

Güzel bir gün oldu güzel bir söyleşiydi. Jale Birsel’i sahneye çıkardık ve bol bol alkışladık. Hem bu güzel söyleşi için hem de kulaklarının alışık olduğu alkış sesinin ona sağlıklı günlerde eşlik etmesi için…

Çağdaş, gelişmelerden haberdar, gündemi izleyen, akıllı, kültürlü, zarif, aydın ve gerçek bir Cumhuriyet Kadınını ağırladık. Başta çalışkanlık, akıl, ölçü ve bilinç olmak üzere örnek alacak ne çok özelliği var. Umarım gelecek nesillere biz de bu bayrağı ulaştırırız. Sağlıcakla

İlgili Mesaj

Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × 2 =

POPÜLER HABERLER

EDİTÖRÜN SEÇİMİ

Tekrar Hoş Geldiniz!

Hesabınıza giriş yapın

Yeni Hesap Oluştur!

Dolgu formları kaydetmek için feryat

Şifre almak

Lütfen şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin.